ya sana bişey söyleyeyim mi? siksinler acısını. dünyanın en masumu insanıyım ben artık. en temiz, en küfürsüz, en efendi. dünya böyleymiş arkadaş. yazarken sırıtıyorum.
oturdum koltukta öylesine. öylesine geçecekti zaman, aman geçsin. öylece otururken koltukta, yine bir sürü hayat geçti gözümün önünden, yine hızlı yaşamışım, yine. öyle bir dinlenmek için oturmuştum. bir sene geçmiş. çok hayat geçmiş, ben daha çok yorgun. ama her nasılsa, ben daha çok yeni.
Rüya
Rüyamda gördüm. Bu sefer ki farklıydı. Bu sefer hayatım boyunca tanıdığım tek adamın sen olduğu; bunu bütün kalbimle bildiğim ve hissettiğim o tanıdık gerçek rüyaydı bu. Bütün kokunu, ellerini, vücudunu, seni olduğu gibi ezbere bildiğim ve o kadar güvendiğim, öyle huzurlu aman Allah ım anlatamam.
Neden gecenin bir yarısı, biri aklımı çatalıyla karıştırıyor ki.
Orada olduğunu bilmek güzeldi uyanmadan, sadece tanıdık bir şeyi hatırlatmaya geldin. Başardın. Bu senin gücün, benim sana verdiğim güç. Bildiğim sen ile bilmediğim bir yerde karşılaştık ya da bundan sonra karşılaşma ihtimalimiz olan tek yer de. Rüyalarım.
Umarım karşılaşmayız. Unutmak değilde, alışmak için tamamen.
Bakma sen alıştım, bakma böyle yazdığıma. Bakma, unuttum.
O’nun varlığı geceleri uykumdan ağlayarak uyanmamı engelledi ama, aklımı başka yerlerde tutmamı kalıcı olarak.
Yoksun, bakma.
Zaten burada başkasıyla konuşuyorum.
Dinleyen birine yazıyorum, bir yağmur’un hayatında ki tek’ine.
Rüya burası da, biz rüyaydık. Hala benden gizli gizli biz hakkında konuşmaları rüya.
Her şey, bu hayat.
Sen aslında yoksun, hiç olmadın.
Rüyalarımdasın.
Hatıraların öyle bir etkisi var işte, ne bıçak, ne ateş.. Tarif edilemez bu. Deler geçer. Nabzına bakarsın ; hayatta olup olmadığını anlamak için.
Öyle saklanır hatıralar. Sadakatini asla çekmezsin onlardan.
Yazamayacak kadar yorgunum, halbuki anlatacak çok şeyim vardı..
Hala yazdığımı görünce ve düşününce hep sana buradan bir şey anlatmayı, ne garip diyorum; kendimle konuşuyorum, hayalimle, içimde ki seninle.
Yalnız kaldığım çoğu zaman, kafamın içinde bir şeyler acı hayattan bahsedecek diye hep bir hışımla kaçıyorum, oyalanmak için her şeyi yapıyorum. Yine de boş olmasın istiyorum oyalanmalarım, belki biraz daha fazla şey bilirim diye birilerini dinliyorum, hep bir şeyler araştırıyorum, bilmek o kadar sonsuz; okuyorum.
O kadar tek başınayım ki, o kadar ağır ki bazen her şey, benim canım ne ki, ne yapıyorum ben burada diyorum. Ne kadar dayanıp, ne kadar direnebilirim bilmiyorum.Yoklukların, ihanetler, aldatmalar, yalanlar, gitmeler. Geriye hiç bir şey kalmıyor bazen düşünecek, sonra bunlar hiç bir şey kalıyor, sarılıp uyuduğum günlerin yanında, ağladığımız günlerin yanında. Hepsini de geç, hala özlediğim ve ağladığım dakikaların, günlerin yanında.
Hayat bize zor, kardeşime zor. Belki de bu yüzden gitmiyor hırçınlıklar. Olsun hayat daha kimlere zor, ben neyim, biz neyiz ki, değil mi?
Tek başına zor, çok zor.
Bu yüzden almıyorum kıyafet, yeni ayakkabılar, ya da eşyalarımı arttıracak hiç bir şey. Aksine atıyorum, gidersem kolay olsun diye, hafif olsun diye, yüküm.
O gitme hissini her hissettiğimde, kalp çarpıntım yine artıyor ve öyle affediyorum herkesi, öyle ılık oluyor ki içim, tek gideyim istiyorum. Affedilsin bütün günahlarım.
Her gidişim de bu son olsun istiyorum, olmadığın hiç bir yer son olmayacaksa ya. Yine aynı soruyla böyle nasıl yaşanır, değil mi?
Birisi var. Bana küçük hediyelerle geldi, yüzünü hiç göstermeden. Umrumda değildi, tanışmak istemiyordum hiç, karşılaşmak da. Bir gün yakaladı beni iş çıkışı, korktum çok. Tanıştık. Konuşuyorduk artık, ama neden umrumda olsun, neden dikkatimi çeksin ki. Çekmedi, hakkında hiç bir şey de merak etmedim hiçbir zaman, hep anlattı o, arada soru soruyordu. Gururu hoşuma gitti, ağırlığı, tavrı. Bitmeyen süprizleri bir yana da konuşmalarında ki anlayış ve ardımda kalanları umursamayışı, önündekilere bakması.
Güvenmek için erken hep birilerine, bir tek sende yaşamam o sorunu, ne yaparsan yap. Öyle de oldu. Hayat bu, her şey yaşanıyor işte, her şey geri de kazanılıyor. Sonra tekrar kaybediliyor. Yaşına bakınca ne yaşamış olabilirim derken, onca yaşadığını nasıl sığdırdın diyorsun birden.
Hep hayat zor diyorum, şakasına. Belki öyle dedikçe zor oluyor ya da bana öyle geliyor da çok kolay sanki.
Beni mutlu ediyor, umut veriyor. Keşke yaslanabilsem. O zaman tek başına zor olmaktan çıksa hayat. Sana boğazımın düğümlenmesinden.
Belki uzaklara giderim onunla. Belki, belli mi olur.
Teşekkür ederim.
Uyanır uyanmaz kalbin deli gibi atmaya başlayacak, o kadar ki 2 saatlik uykuların devamını getirmek isteyip getiremeyeceksin. Gözlerini yumacaksın, var gücünle aklına örtü örtmeye çalışacaksın; ama uyutmayacak seni O’nsuzluk, ve bundan sonra O’nsuz yaşamak mecburiyeti. Ne kötü, aylar, yıllar fark etmeyecek.
İlk zamanlar, geceleri aniden uykundan sıçratıp saatlerce ağlatan kalp çarpıntıların sabahlara dönmüş olacak çoktan. Hasta zannedeceksin kendini, hastalık olacak bu belki. Doktorlara gideceksin, çare ararken soracaksın herkese “ben ne yapacağım?” Söylemek istemeyeceksin, çaresiz görünmekten korkacaksın, çünkü tek kalkanın suskunluğun, bastırışın olacak o dahil bütün acılarını. Bunu kabul edersen ayakta duramazsın, bileceksin.
Seni oyalayacak her şeyi yapmak isteyeceksin; kalabalık olacaksın, sevileceksin; hem de o kadar çok sevileceksin ki saçma gelecek her şeye ve herkese rağmen yalnızca O’nu istemek. Hiç bir şekilde boş olmasını istemeyeceksin etrafının bir süre sonra, çevrene toplanmış kalabalığı itmeyeceksin artık yapışacaksın hatta. İzin vereceksin insanlara, paylaşacaksın yine, seveceksin herkesi, şarkılar söyleyeceksin onlarla, eğleneceksin, sarhoş olacaksın, göreceksin senin için yapılanları, mutlu etmeye çalışanları. Çok ama çok garip gelecek, sen O’nu bu kadar çok severken ve hayatını O’na ayırmışken, nasıl diyeceksin, nasıl hala razı olurlar seninle aynı yerde nefes almak için her şeyi boş vermeye? Sonra herkes gittiğinde, ev sakinleri ve sokak uyuduğunda, yine alacaksın karşına elini tuttuğun fotoğrafları. Boğazın düğümlerden halka iken yumacaksın gözlerini, -adı üstünde- hayallerle dalacaksın O’nlu rüyalara.
Daha mantıklı olmak hissi saracak hep, tek çılgınlığın olacak ya da “tek mantıklı yanın olacak O” Çok kızacaksın hem kendine hem O’na.
Üzülmek mi, sözünü bile etmek saçma gelecek, sadece üzüldüğün günleri özleyeceksin.
Bakacaksın etrafına, her şeye rağmen birlikte olanları göreceksin; sevenleri.. O filmler, masallar her dakika daha da yıkar gibi darma duman edecek seni. Sevmek sorun değil bileceksin de, gereksiz gelecek yine ayrı olmak; apayrı olmak; yabancı olmak. Canının O’nun yanında kıymetsiz kaldığını bildiğin tek insanken, gereksiz gelecek, anlamsız bütün bir hayatı O’nsuz geçirecek olmak.
Bileceksin, bile bile sevdiğini de inkar etmeyeceksin. Mutlulukların, acıların zamanı bile hesapsız bileceksin.
Geriye tek bir şey kalacak tek, en zor düşünce geleceğin -iz, olmayan.
Sadece başkalarının mutluluğuyla mutlu olacaksın, mutlu edeceksin, yaşayacaksın.
Bir hayattaki anlam o sevdiğin kişiyle olmaksa, bana şimdi ki hayatın anlamını söyle” dedi.
Yok çünkü.
Her şeye rağmen tek sevdiğin, gözünü açtığında görmek istediğin tek kişi o, çünkü.
Nasıl sevdim nasıl seviyorum belli değil, öyle acı bi tat gibi kaldım düğümlü boğazımda..
Unutmak yalan da alışmak da mı yalan..
Hiç mi ihtimali yok olmamışsın gibi yaşamanın. Bağırıyorum, sesim gitti, kalmadı.
O kadar zor geliyor ki hayat, o kadar zor anlatamam..
İçimde ki bütün acıların sebebisin.
Kimseyi sevemeyecek olmamın..
Bir gün yolda yürürken dünyanın sonunun geldiğini farkedeceğim, yağmur bile yağmayacak; o kadar kuru olacak nefesimiz. Ben tek başına olacağım ve herkes tek başına olacak o an. Ben diyeceğim ki eğer aklına gelme ihtimalim vardıysa şöyle bir an’da sevgilim, neden yalnızca aklımdasın da avuç içimde değil. Bütün uğraşlara rağmen doldurmaya çalıştığımız kalplerimize bakıp kalacağız sonra, o acıyla bitmesi gerekecek yeryüzünde ki bütün hayatın.. Ve şimdi bitmeyecek olsa da hayat, siz ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin, sevildiğinizi anladığınızı anlatın.. Azalsın, yüreğiniz hafiflesin, varsın anlamasın.

