bir film izledim
dün bi film izledim, Dedemin İnsanları diye. o nasıl tatlı bir filmdi öyle. çok güldüğüm yerler oldu, ama gülerken bile hüzün doluyor insanın içine.. o kadar sıcaktı işte, samimi, gerçek. nasıl doldu gözlerim bilsen. aklımdaydın tabi ki, ama yalnızca sana değildi bu kez gözlerimin dolması.. sanki bütün dünya o kadar kirli ki artık, içinde kaybolmaktan korktum. hayatla o kadar savaştıktan sonra “ben” elbette ki güçlü olduğumu biliyorum.. ama o an’lardan biriydi ki kendimi o kadar güçsüz hissettim. sensiz nasıl yaparım diye düşündüm yine dünya aslında bu kadar kötü bi yer olmuşken, insanlar egolarına yenik düşmüş ve her şeyi “karşılıklı” görüyorken. tek başıma durabilir miyim acaba, kendimi senin yanında hissettiğim gibi güvende hissedebilecek miyim yine? senden başkasının beni senin kadar koruyabileceğine inanabilecek miyim? Neden ağladığımı anlayabilecek, benim aslında küçük bi çocuk olabileceğimi ve o anların ne zaman olduğunu anlayabilecek birileri olabilecek mi? beni senden başka biri gerçekten uyutabilecek mi gece? yanında şımarabildiğim kadar, başkasına şımarabilecek miyim? karın ağrılarımı geçirebilecek biri olabilecek mi? en ufak acım, sancım için, her şeyi yapabilecek birileri olur mu? beni benden daha çok düşünen, düşünmeme gerek kalmadan, her şeyi zaten yapan… yaptığı süprizlerle aklımı alabilecek biri bu dünya da var mı? olsa da seni sevdiğim gibi seveilecek miyim. ilk gibi sonsuz gibi…
o filmi izle, aklından tek bir şey geçmeyecektir. bir çok şey düşüneceksin, bütün hayatla ve dünyayla ilgili. güzel şeyler hissedeceksin.
2 ay 24 gün sonra
ama sen daha dün sanki bıraktın elimi. öyle özledim ki anlatamaıyorum bile şimdi kimselere. o kadar özledim ki, özür dilerim sevgilim ağlayıverdim biraz.
bir kere sesini duymak ne kadar kıymetli şu an. insan şimdi daha iyi anlıyor..
her şeydin, her şeysin. elimde değil bekliyorum. ve sen gelmek zorunda değilsin.
isyan etmiyorum, kızmıyorum, sadece üzgünüm. çok üzgünüm. ve özlüyorum.
iyi ki vardın.
yine biz olmak ümidiyle,
seni uzay kadar seven Yağmur.
bu sokakta yürüyeceğim, bi kahve içeceğim. üstelik o ağzı geniş olan fincanlardan olacak fincanım. tek başıma olacağım, bide tebessüm ediyor olacağım. çok şey hatırlayacağım; bir çok şey.
(felicitypmia gönderdi)
Kaynak: pinterest.com

İnsanlar değişir.
En yakın arkadaşınız artık pek de yakınınız olmayabilir.
Hayatınıza giren insanlardan bazıları sizin için çok değerli olabilir.
Eskiden nefret ettiğiniz insanları sevmeye başlayabilirsiniz.
Sizin için çok değerli olan,her şeyden çok sevdiğiniz biri artık hiçbir şeyiniz olmayabilir.
Ve birilerinin size değer vermesi hoşunuza gidebilir.
Farklı kişilerle, saçma sapan şeylere gülebilirsiniz.
Kısacası insanlar değişir.
(felicitypmia gönderdi)
Kaynak: yokboylebisiy
magma notları
psikolojim çok affedersin ama sikilmiş durumda. dış dünyaya bu denli ilk kez ağzımı bozuyorum; hatta bokunu çıkarırsam ruhumu azıcık da olsa terapiye göndermiş olurum belki. şöyle ki, hayatımda bu kadar çok sigara içtiğim bi dönem olmadı daha önce, bir çok final ve vize haftalarına ve sarhoş akşamlara rağmen. bu ara sağlığımı bozup, ömrümü kısaltmasını düşünemiyorum çünkü kafama iyi geldiği sürece bunu önemseyecek değilim sanırım. amk diyip de rahatlamayan varsa kapı var çıkın gidin. entellektüel olup kendi kendine kalmanın değerini bilen ve düşünce gücüyle kitaplarda ruhunu arayan birini tanıyor musunuz? siz mi, hayır asla tabi ki. söz gelimi biz hep bir şeyleri çok bilip, her konu hakkında söyleyecek sözü ve bilimsel açıklamaları olan veya her daim şirinlik, saflık, şaşkınlık hallerine bürünen topluluk değil miyiz. öyleyiz hayatım, sana da iğrenç topluluğun içinde yer ayrılmış; zaten hepsinin tadına baktın, onlardan zerre farkın yok. sana edilen “Allah’ım onu koru,sağlık ver” dualarının yanından geçemeyecek kadar günahkarsın bir inanan için. diğerleri içinse kaybolan bir rezilsin. tahtın hazır ama sen karşısına geçip soytarı olmaya can atansın. yazık ki bir serseriye fazla bekletilmez taht gibi oturması kıymetli yerler, kıçını koyacak başka yerler bulduğun zaman anlayacaksın o taht bir kalbin içindeydi, seni sefil.
dedi kız ve esneyerek ekledi, kimi gördüm rüyamda beni bu kadar sinirlendirebilecek? çok düşünmesine ne gerek vardı, öyle birini tanımıyordu ki.. sadece bir kabustu ve bitti.o günün sabahı ne çocukluğunu hatırlıyordu ne de tek bir sevgi cümlesini; tek bildiği bulunduğu yerde çok kalmayacak olan biriydi artık o
ve elleri buruşmuş biri..
kimseyi o’nun kadar sevemeyeceğim. belki seveceğim, çok hemde, çok fazla seveceğim. ama o’nu sevdiğim gibi olmayacak asla, olamayacak.. olmadı, olamadı. dediğim gibi o’nu bi başka sevdim ben. bi başka seviyorum…. yüzünü unutamayacak kadar, kokusundan uzaklaşamayacak kadar
ben senin evine gitmiştim senden habersiz, annenle oturup yemek yedik. seviyorum o kadını.. bilmiyorum ama karşılaşması gereken insanlar varmış, bizler gibi. dün yine anladım onun yanındayken.
bahçede otururken onlar, çay getirmek için içeri gitmiştim. bi an bıraktım çaydanlığı elimden, duramayacaktım zaten. koştum odana çıktım. yorganını açtım, kokunu alabilmek için bir kez daha yastığına gömdüm bütün yüzümü, belki bu son olur diye.. ama şans bu ya, yeni değiştirmişti annen çarşafları. vazgeçtim dolabının kapağını açmaktan, kıyafetlerini koklamaktan. sadece dokundum, ağırlaştı bütün vücudum. bi kaç saat sonra orada olacaktın ama ben olmayacaktım; ne odanda ne de kalbinde.
şu anda nasıl boğazım düğümlü tutuyorsam gözyaşlarımı bunları yazarken, dünde böyleydim işte.
aldığım bereket filleri dolabının içine girmişti, belki görmek istemiyordun artık; bilmiyorum. üzüldüm. zaten hiç bir zaman fotoğrafım olmamıştı odanda, yine yoktu, üzülemezdim, ne kötü!..
gitmek üzereyken, annene sana aldığım ama vermekte geciktiğim hediyeni verdim, üzerine adımı yazdırmadığım. benden sonra da hep yanında taşıyabilesin diye, biliyor muydun?
sarıldık, ağladık.
ben bir hışımla, içim paramparça arabaya binerken.. sen neler yapıyordun, akşamları kimlerle oluyordun “bu işleri yorgun olup bırakacak” kadar, acaba.
sen yine sendin, canımı ilk günkü gibi acıtacak kadar, aynı şekilde yakacak kadar.. hep aynı şeylerle
yazık dedim, yine üzüldüm.
burada olduğumu bildiğini biliyorum, bir şey daha biliyorum; artık bunu önemsemeyecek ve merak etmeyece kadarsın.
ben gidiyorum.


